İlk Okuduğum Kitap: Huzur Sokağı

İlk okuduğum günden günümüz bügüne kadar unutamadığım ve henüz kitap okumaya alışkanlığına yeni başlamış olan kişilerede önermekteyim.

Kitap okuma alışkanlığına geç başladım demek istemiyorum, kimsenin geç başladım demesinide kabul etmediğim gibi. Hiç bir zaman, Hiçbir şey için geç değildir!

Şimdi geleyim ilk kitabı okuma meselesine. Lise çağlarında bütün öğrenciler olarak, başımızda öğretmen sorumluluğunda Adana Kültür Merkezi ziyaretine gittik. Ziyaret esnasında açık söylemek gerekirse kurcalamış olduğum kitapların hiç biri ilgimi çekmemişti. Tüm sınıf arkadaşlarım merak içerisinde kütüphane içerisinde olan kitapları incelemekteydi. Ben ise, onlardan uzak sıkılmış bir vaziyette bir kenarda duruyordum. Bu durum bizden sorumlu olan öğretmenin dikkatini çekti.

Öğretmen yanıma gelerek, benim neden kitaplara bakmadığımı sordu. Hiçbir kitap dikkatimi çekmedi ve hoşuma gitmediğini belirttim. Öğretmen bana okula gittiğimizde unutturma sana bir kitap vereceğini söyledi.

Okula dönüş saati yaklaştı ve toparlanarak okul yoluna doğru ufaktan gitmeye başladık. Okula vardıktan öğretmenimin bana söylediği aklımdaydı. Fakat ben hatırlatma taraftarı değildim. Sınıflarımızda yerlemize oturduktan sonra, öğretmen gözlerimin içine baktı ve sınıftan çıktı, tahmini 4-5 dk. sonra elinde bir kitap ile geldi. Öğretmenim yanıma yaklaşarak kitabı bana vererek, okuduktan sonra tekrar getirmemi söyledi. O an cevabım sadece tamam oldu.

Öğretmenimin bana vermiş olduğu kitap ismi Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı adlı kitabı. Değişik duygular içerisinde elimden hiç bırakmadığım kitap, sanki üzerimde bir sorumluluk hissi yaşatmaktaydı.

Okuldan çıkış saati geldiğinde evime dönmek üzerine toparlandım. Evime varana kadar hiç unutmam sağ elimde huzur sokağı kitabı, sol elimde diğer ıvır zıvır, defter/kitaplar. Evime girdikten sonra bir koşu içerisinde üzerimi bile değişmeden hemen kitabı açarak ilk satırlarını okumaktan başladım. ilk sayfasını 2 defa okumuştum hatta. Kitabın her satırını samimi olarak söylüyorum heyecan içerisinde okuyor, bir sonraki sayfasını merak ediyordum. Gel zaman git zaman hiç yanımdan ayırmadığım kitabı her gün okuyordum.

Öğretmenim hergün bana kitabı okuyup, okumadığımı soruyor ben ise, okuduğumu belirtiyordum. Bitirdikten sonra, öğretmenime teslim etmem gerektiğini biliyordum. Günlerden cuma, ders edebiyat ve bana kitabı veren öğretmen derste ders anlatmakta. Son dersimizdi. Zil çaldı ve toparlanmaktayken, öğretmenim yanıma geldi ve bana kitabı hediye ettiğini söyledi. Hediye ettiğini söyledikten sonra ise, öğretmenim bana emanetime sahip çık! diyerek gitti.

Hediye etmesi nerden esti bilmiyorum ama, hani bir insan konuşamaz boğazı düğüm düğüm olur ya, aynen bu durumda oldum ve konuşamadım. Bu yaşıma kadar o kitap halen bendedir ve bende kalmaya devam edecektir. Öğretmenime bana kitap okuma alışkanlığını sağladığı için ve bu davranışı ile beni bir o kadar mutlu ettiği için teşekkürlerimi her kitaba baktığımda sunuyorum.

Bir Cevap Yazın